header Anasayfa | Açılış Sayfam Yap | Favorilerime Ekle | "

 Belki de gerçekten bir giz düzen vardır;tarih,yitik bir mesajı yeniden oluşturmak için girişilen bu savaşın sonucundan başka bir şey değildir. Biz onları görmüyoruz ama onlar görünmeden çevremizde dolaşıp duruyorlar..." Foucoullt Sarkacı(UmbertoEco)Tutak,Kayseri'de yıkılan eski bir mahallenin adı.İki kemer, iki mahalle, ben ve ötekidir Buyuk Dogu net Lingi /

Sitede Ara   Gelişmiş Arama »
     
Bölümler
Arşiv
Pzt Sal Çrş Prş Cum Cts Paz
123456
78910111213
14151617181920
21222324252627
28293031

Eposta Listesi
Eposta Listemize Kaydolun:



email Arkadaşına Gönder | print Yazıcı Versiyonu | comment Yorumlar (0 gönderildi)

DOĞU- BATI

Yazan katip on Nisan 24,2008

image
 "Bir dünya doğuyor ve bu dünyanın doğuşunda hissedar olmayan milletlere artık içtimâi mânada ölüm ve yokluk düşüyor. Öyle bir dünya doğuyor ki, niçin yaşadıklarını ve ürediklerini izah edemeyen milletlere, yarın, üstünde süründükleri stepleri sulamak vazifesini verecektir." age

  Felsefe batının malıdır. Batıya aittir. İllaki bizde de var olmasını istemek abestir. Felsefe MÖ 25 Mayıs  584 te Tales ile başlar. Güneş tutulmasını bilmiştir. Bu ondan öncekilerin bilgisinden faydalanmıştır. Her uygarlıkta birbirinden etkilenme olur.

Antik Grek Mısırdan etkilenmiştir. Antik Grek eserlerinin Beytül Hikme gibi yerlerde tercüme edildiği bilgisi de yanlıştır. Tercüme edenlerin çoğu Süryani ve başka ırklardandı. Ne kadarını ettiler, nasıl etkilendiler  da ayrı konu.

Batıcılık ‘Garbiyatçılık’ yapmamak gerekir. O zaman bir soru çıkar ortaya: Uygarlık nedir?

1-      Kültür, yaşama biçimi,

2-      Teknoloji, maddeyi zabt  ve istismar(kullanma) gücü…

 

 O zaman ne diyeceğiz? Batı dünyası çok ilerlemiş. Bu yanlış… Doğrusu  Batı dünyası teknolojik olarak ilerlemiştir…

Teknolojik ilerleme ile kültürel ilerleme arasında doğru ilişki yoktur. (Toynby) Batı ileri dersen, karşındaki oyun içinde  kağıt çalarken yakalanmıştır.

‘Tek mümkün , tek meşru hayat’ olunca bu tuzağa düşersin…

Kadınlarınız evde hapis.. Sosyal hayatı yok… diyorlar. Peki sizde kadını metalaştırmadınız mı? Güzellik yarışmaları, kapak güzeli gibi maddeleşmedi mi? Tabii Batının kötü tarafını aldık derken elma şekeri mi aldık ki hata yaptık.

Bu muhasebeyi Necip Fazıl Kısakürek yıllar önce yaptı. Aslında bu gök kubbede söylenmedik cümle kalmadı.

NFK Batının eksiğini Doğuda , Doğu nun eksiğini Batıda aramalıyız derken Akif gibi değil tabii. Sorgulayarak demiştir. Akif; ‘Alınız ilmini garbın, alınız sanatını’ derken doğu batı muhasebesi ortaya pek çıkmaz. Batının aldığımız ve vereceğimiz vardır.  NFK da bu kavram analizi varken Akif’te belirgin bir şey yoktur. Sanki batı hayranlığı gizlenmiş gibidir. Avrupa’ya giden insanlar oranın medeniyeti karşısında apışıp kalmıştır. Gerçekten devasa eserler, ve uygarlık belirtisi vardır. Ama o eserlerin hepsinden damlayan kanı göremezler. Medeniyetin, uygarlıklarının kan üzerine oturduğunu anlayamazlar. Yüzyıllardır sömürdükleri döktükleri kanları abideleştirmişlerdir.Namık Kemal  in   Hürriyet hakkındaki şiiri yazmış olması hürriyeti bildiği anlamına gelmez.Tanzimattan beri gelen tüm aydınlar şarkiyatçıdır. Tüm meselelere şarkiyatçı, oryantalist  olarak bakmışlardır. İlle de oryantalist olmak gerekmez Dininden utana insan, babası namaz kılarken arkadaşı görmesin diye kapıyı örten insandır. Hep bu kafayla bakmıştır. Birbirine zıt fikirler bir birine zıt gibi görünen fikirlerdir. Batının karşısında ezilen insan şarkiyatçıdır. ‘Bizde de var’ mantığı bunu tamalar.Batıdaki iktisadi gelişme sende imanı sarsmamalı. Batıya baktığında,’ Ne muhteşem eser’  diye imreneceğin yere onu yaparlarken aç kişinin kanına girildi, diye sormazsan, Amerika kıtasındaki zencileri görünce : Bunlar oraya nasıl gitti diyemezsen garbiyatçı olursun. Şerefsizleştirenler, şerefsizleştirdiklerinden daha şerefsizdirler. ‘Oturan Boğa’  Avrupa insan olmayı köle ve canavar yaratarak başarmıştır. Bütün bu DOĞU-Batı muhasebesini ortaya koyan Necip Fazıl Kısakürek’ten takip etmek gerekir. İdeoloçya Örgüsünden  yıllar önce yazılmış yazı… (Mütefekkir, 500 sene sonrasına hitap eden insandır) 

DOĞU - BATI 

· Biz baştan başa yeryüzünü kaplayan ve hattâ yıldızlarda insan ve arada temas vasıtası bulunsa, oralara ve her tarafa kadar bütün mesafe, istikâmet, hacim ve hareket âlemi üzerinde tam bir gerçeklik ve uygunluk iddia eden küllî ve beşerî bir dâvanın işçileri olarak, kendimizi Doğu – Batı diye mevhum ve müteassıp bir ayırt edişe bağlayamaz, böyle bir darlığa sığdıramayız. Şekillerin en kemallisi olan bir yuvarlağın hudutladığı Dünyamız, tıpkı bir yuvarlaktaki başlangıç ve bitiş meçhulüne eş, kendi etrafından hiçbir noktayı öbürlerinden çözüp ayıramaz, güneşi hiçbir noktada demirleyip durduramaz bir bütün temsil ederken; herkesin kendi arkasında veya önünde bölgeleştireceği hakikat, nihayet son arkayı en öndekinin önüne, yahut son önü en arkadakinin arkasına bağlayıcı fasid daire şivesiyle mekâna yerleştirilebilir mi?

 

· Hakikat, eğer hakikatse mutlaka her yeri kaplayacak ve ilerisi göründükçe esasta onu da kapladığı meydana çıkacaktır. Bizim hakikatimizse her türlü mekân ve mıntıka hasisliğinden mücerred ve münezzeh...

 

· Böyleyken biz, Doğu – Batı bölümünde, sadece büyük ve şûmullü hakikatimize yol veren müşahhas âlet ve manivelâdaki amelî istinat noktası bakımından, vasıtacı gerçeklerin en faydalısını buluyoruz.

 

· Bu bakımdan Doğu – Batı ayırımı keskin bir vâkıadır. Mücerred mânada nâmütenahi bir intişar hakkı tüttüren dâvamız, müşahhas mânada, hele bazı tarihî ayırma zaruretlerine çakılı hudut kazıkları önünde, Doğu ve Batı isimli bir bölünüşe ve iki yarı dünyaya kuvvetle inanmak ve sarılmak zorunda kalıyor. Elverir ki, Doğu ve Batı bölünüşünün parça hendeseleri arasındaki tefrikî hüviyyet, bütüne erdirici bir kıyas vasıtası olmaktan ileriye götürülmesin...

 

· Zaten kendi içinde binbir tezada gömülü, ve bu tezatlar önünde nisbeten tezatsız Batıya karşı belki parça parça duygu ve seciye birliklerine sahip bir Doğunun, san’at adına san’at yaparcasına gayesiz ve fantazyacı meddahı olmak, üstün fikre yakışmaz.

 

· Biz, Doğuya galip rengini üfleyen, onu bütün dünyaya karşı taarruza ve (aksiyon)a kaldırmış olan, böylece kendi intişar dalgaları önünde Batıyı maddî ve mânevî (barikad)lara girmeye ve aradaki bölümü çizmeye zorlamış bulunan ezelî ve ebedî ruhun, hak yolunda ve iç ve dış istikametlerde sistemli dâvacılarıyız. Doğu da bizim için, olsa olsa, ancak bu ruh etrafında mücerret bir istidat ve ruhî bünye tarlası olarak haritalaşabilir. Yoksa, kaba mekân ölçüsüyle gözümüzde Doğu diye de bir şey yoktur.

 

· İşte bu üstün ve münezzeh mânanın sadece madde mihrakı sıfatiyle Doğu, bir zamanlar dünyayı altın varaklarla zarflamak isterken, Batı, yalnız kendisini ve lâyık gördüğü kadar bir insanlık sahasını duman renginde bir madenle kapladı; ve bu iki madde ve mânanın tokuştuğu hudut boylarınca, güneşin doğduğu ve battığı istikametlere doğru, ister istemez iki âlem peydahlandı: Doğu ve Batı...

 

· Ne yapalım; bir zamanlar sonsuzluk ve hudutsuzluk bayrağı altında kendilerini zorlamış olan biz olsak da, hududu çizen, bölümü yükselten ve zorla gözlere sokan onlardır! Ve şimdi biz ifade ve muhasebemizi Doğu – Batı bölümleri dışında hiçbir kalıpda canlandıramıyorsak, kendi öz dâvamızın sonsuzluğuna ve hudutsuzluğuna karşı mazur, düşmanlarımıza ve zıtlarımıza karşı da, kendi ayırımlarını kabul eden bir gerçekçi sayılmalıyız!

 

· Hangi cephesiyle inanmayıp hangi tarafiyle inandığımızı gösterdiğimiz Doğu – Batı bölümüne bir kere yerleştikten sonra, Doğu bizce, öteden beri kendi içinde beslediği binbir tezat yüzünden, yine kendi esas rengine, hâkim vasfına, kâinat çapındaki (aksiyon)cu ruhuna karşı mes’ul bir ters varış ve bâtıl anlayışın zemini oluyor; Batı da topyekûn Doğuyu yıldırmış, apıştırmış ve sindirmiş olmak noktasından Doğu hüviyetinin som ve yekpâre (aksi dâva)sı ve zindan bekçisi halinde ufukları kelepçelemiş bulunuyor.

 

· Evet; Doğu – Batı ayırımını ortaya koyar koymaz, ilk bakışta ortaya şu manzara çıkıyor: İçeride, Hint Denizine doğru, bütün vecd ve hakikatini kaybetmiş, her türlü savunma kudretinden mahrum, sadece yılgınlar, ezginler ve kravatlı maymunlardan ibaret, ölü bir insanlık... Dışarıda da, Atlas Okyanusuna doğru, yalnız saldırıcı, dize getirici ve kendisini Doğuya örnek gösterdikçe büsbütün zehirleyici bir âlem... İçli ve dışlı bu iki zıt dünya arasında da, dış tezahür aynalarının bütün aldatıcı gösterişlerinden ve yalancı teyitlerinden müberrâ ve müstağni fakat galip gelmek için mutlaka içli ve dışlı binbir cephede savaş vermeye memur ve mecbur ezelî ve ebedî hakikat dâvası...

 

· Böylece Doğu, Batı ve Büyük Doğu anlamları şimdiden hecelenmeye başlanmış olmuyor mu?

             DOĞAN DÜNYA VE BİZ 

Bir dünya doğuyor, yepyeni bir dünya. Kat kat sis arkasında, yarı belirli, yarı belirsiz bir dünya...

 

Bu dünyayı hecelemekte en zayıf olanlar, -her yerin mahzun ve münzevi mütefekkirleri müstesna- kaba politika dizginlerine sarılmış, bir dünyayı güttüğünü sananlardır. Yani basit (aksiyon) seyisleri...

 

Türk milletini, yarına yekpare bir ruh, mefkûre ve nizam bütünü içinde çıkarmak için ilk zarurî teşhis, bugün kan ve ateş lâvları altında artık pelteleşmeye, donmaya yüz tutan yeni dünyanın birkaç ana çizgisini sökebilmek...

 

Batı çevresinde doğan bu dünyada, arayanlar, ne sâf halde komünizma ve sosyalizmayı yerinde bulacaklar; ne faşizma ne nazizmayı hortlatmaya namzet görecekler; ne de liberalizma ve kapitalizmada bir temellilik kaydedebilecekler... bu dünya bir "yeni"ye muhtaçtır.

 

Çoktandır kendi mekân çerçevesi içinde, maddecilikten ruhçuluğa, (beynelminel)cilikten (millet)çiliğe, içtimaî toptancılıktan ferdî şahsiyetçiliğe, kemmiyetçilikten keyfiyetçiliğe, mutlak devletçilikten mahdut mülkiyetçiliğe dümen kırmış bulunan komünizma; şimdi, can havliyle ve bütün oyun ve ustalık dehasiyle atlattığı imtihanların ertesinde, dünyaya, kendi içine doğru kurnaz bir yamacı ve muvazaacı, dışarıya doğru da bir türlü hizaya girmez ve ihtilât kabul etmez bir bozguncu ve yıkıcı gibi bakıyor.

 

Bedbaht faşizma ve nazizma, hiçbir zaman ve mekânda beşeri bir ideolocya haysiyetine ulaştıramadığı kaba ve nefsanî kuvvet psikolocyasının macerasını muhteşem bir (gangster) romanının üstüne çıkaramadan tüketmiş bulunuyor.

 

Liberalizma ise, kendine zıt her şeklin kötü taraflarını tasfiye edip iyi taraflarını nefsine sindirmek, böylece kendi pörsük ve gevşek taraflarını besleyerek içtimaî mezhepler arası yeni bir terkip kurmak ve terkibini liberalizma ruhuna uydurmak yolunda çırpınıyor; fakat bir türlü yapamıyor.

 

Girift ifadeleri çözmeye çalışarak belirtelim ki, yeni dünyada, sâf (doktrin)ler zaviyesinden komünizma dönek, nazizma müflis; demokrasya ise, yeni zaman ve mekânın fâtihi olmak, kendinden ve düşmanlarından aldığı derslerle nefsini gençleştirmek hamlesinin âcizi...

 

Komünizma, Batı münevverinin, bütün istismar ve sultalariyle Batı cemiyet düzenine karşı, intihardan farksız ihtilâli oldu. Faşizma, bu ihtilâl önünde, Batı münevverine, bütün istismar be sultalariyle tezatsız ve zaafsız bir Batı muvazenesini perçinleme yolunda teşkilâtlanma hamlesini verdi. Liberalizma ve kapitalizma ise, biri kendisini soldan devirmeye, öbürü sağdan çelmelemeye savaşan bu iki zıt bünye dürtüşü arasında, birtakım mekân zaferlerine erdikten sonra, birini biraz döndürmüş, fakat kandıramamış, öbürünü ise vakitsiz yere sermiş olarak, doldurmakla mükellef olduğu fikirtaştahtasının önüne geldi.

 

Demokrasyalar dünyasının takma dişli hatiple, hâlâ bu taştahta üzerine, "insan, cemiyet, millet kadrolarındaki serbest oluş hakkına saygı mefkûresi"nden başka bir ibare yazamıyorlar. Kendi iç tefekkür tabakalarından gelen mahrem seslerse, aynı nizamın bütün zayıf ve yatalak taraflarını tasfiye etmesi ve asırlar boyunca eşya ve hâdiselere yeniden tahakküm iktidarını verecek bir gençliğe kavuşması için, ruhî bir eriş ve oluş zaruretinden dem vurmakta...

 

Dünya, "insan, cemiyet, millet kadrolarındaki serbest tekevvün hakkına saygı mefkûresi" gibi, "ne olursan ol; elverir ki, olduğun, istediğin olsun!" tesellisine değil, "mutlaka bir şey ol; elverir ki o şey doğru olsun!" itminânına muhtaçtır ve bütün ıstırap ve ihtilâç kaynağı işte bu itminânsızlıktır.

 

Dünya bir iman ve nizam kaybetmiştir ve yeni zaman ve mekân şartları içinde bunlara muhtaçtır.

 

Neticede, mutlaka bir şey olmak isteyenler, korkunç bâtıllarını dağ gibi yükseltmekten ve düşmanlarını temizlemekten başka bir şey yapamamışlar; ne olmak lâzım geldiğine eremeyenler de, hep bu bâtıları fışkırtan bünye ihtilâline razı, mücerret be başıboş bir hürriyet hakkını müdafaadan gayri bir şey bulamamışlardır.

 

Bu dünya, şu ânda, yanlış olanlarla doğru olamayanlar arasındaki kavgada, bir ân için yanlışın tasfiyesi, fakat doğrunun tesviye edilemeyişi buhranını yaşamakta; ve ister bugüne kadar gelmiş içtimaî mezhepler arası, ister hepsinin dışında ve üstünde mücerret bir vâhid olarak kendisine yeni bir terkip ve nizam getirecek haberciyi bekliyor.

 Doğan dünyayı, şimdiden, ruhçu, ahlâkçı, milliyetçi, cemiyetçi, şahsiyetçi, keyfiyetçi, nizamcı, müdahaleci, sermaye ve mülkiyette tedbirci gibi ana fârikalar altında, mücerret insan hürriyetine saygı mefkûresi altında toplanmaya namzet sayabiliriz. 

Bir dünya doğuyor ve bu dünyanın doğuşunda hissedar olmayan milletlere artık içtimâi mânada ölüm ve yokluk düşüyor. Öyle bir dünya doğuyor ki, niçin yaşadıklarını ve ürediklerini izah edemeyen milletlere, yarın, üstünde süründükleri stepleri sulamak vazifesini verecektir.

 

Böyle bir dünyanın doğmak üzere olduğunu; ve bütün medeniyet dünyası bütün dâva ve aks-i dâvaları içinde son tekevvün buhranlarını çekerken, bizim biricik kurtarıcı sistemi kendi öz cebimizde kaybettiğimizi bilelim; ve Garp döne dolaşa, bizim kaybettiklerimize gelmeden, biz, dönüp dolaşmaksızın onu kendimizde arayalım!

 

Fakat bu, "arayalım" demekle olacak iş değil... Onu arayıp bulacak olanları bulmak lâzım...

 

Bunun için de asırlık mahrumluğumuzu, derinden derine incelemek ve onun hınciyle harekete geçmek...

 15.03.2008 karalama defteri Ahmet Kocaoğlu

1296 defa okundu

Bu yazı hoşunuza gitti mi?

1 2 3 4 5 Rating: 4.83Rating: 4.83Rating: 4.83Rating: 4.83Rating: 4.83 (toplam 46 oy)
comment Yorumlar (0 gönderildi)
En Popüler
En Çok Yorumlanan
En Çok Tavsiye Edilen
Yazarlar