Ramazanın Ardından;
Camiler doldu taştı. Ne güzel bir bayram kutluyoruz. Tv lerde televole iftar proğramları, şehirler iftar panayırları ile doldu taştı.
Bayram günü bu evrenin bir yerlerinde ne sebeb bulurlarsa bulsunlar Müslüman olduğu için öldürülen onlarca insana rağmen, akan Müslüman kanlarına rağmen…
Xxx
Bir ideoloji veya inanç devlete ve hayata egemen olmazsa yaşanabilir mi? Rekabete dayalı serbest piyasa ekonomisinde kazanıyorsun. Kazan sana kim ne diyebilir. Ama buna bir kılıf bulma hakkın yok. Ayrıca aramanda gereksiz.
SAVRULMUŞ TİP Asıl demek istediğim şu seri katiller. Benim dediğim “Savrulmuş Tip” in bir örneği. Görünce ürperdim. Kimsenin iradesi elende değil. Görünüşleri normal tip. O zaman diyorum ki;Onlar senin benim gibi normal görünüşlü insanlar. Ama suç işlemelerinin nedenleri çok.
Birisi bir adam öldürse kromolojik bir katil olur. Ya kandavası vardır. Ya hıncı vardır. Şu veya bu nedenle o insana bir husumeti vardır. Ama bu seri katilde olan tip bu tip değil. Bu Batıda olan. İkiz kuleleri yıkabilecek metroya bomba koyacak veya koyan ‘Savruk tip:’Çok merak ediyorum. Bu insanların dünya görüşü ne?Aile yapıları nasıl?
Bir kitap çıkmış “Amerikan Cinneti”diye. Aynı olmasa da aynı düşünceyi çağrıştırıyor.
Hepimiz savrulmuş tipiz. Okullardaki olaylarda, öğrenci disiplinsizliği değil o da savrulmuş tipin ortaya çıkışıdır. Bu gün okullarda olan o olayların bir çok nedenlerinden biri de aile içi mahremiyetin kaybolmuş olmasındandır.
Hırsız dediğin adamın bile bir savunması var. ‘Niçin Çaldın’ dediklerinde: ‘O çaldı ben de alıyorum’ diyor.
İşte ayeti kerimenin hikmeti. “Niçin yapmadıklarınızla söylersiniz” Ana öğüt veriyor, öğretmen öğüt veriyor kendisi yapıyor. Yapmadıklarını söylüyorlar. Sigara içen bir insan karşısındakine sigara zararlıdır demesi ne kadar inandırıcı. Yapmadıklarını söylüyorlar.
Bir sürü köy vardı. Köyler bir durumla şu veya bu nedenle boşaltıldı. İnsanlar yerlerinden ayrıldı. O adam köyünde bir şeydi. Bir selamı ile ödünç tohum alır evine bir çuval un alır veya komşusuna verirdi. Orda Ahmet Ağa, Mehmet Ağa idi. Gittiği yerde bir simit alsa döverler adamı. Şimdi nerde? Ya ölmüştür yada bir köşede ihtiyarlamış ömrünü beklemektedir. Onların çocukları, torunları şimdi ne durumda? Bu soruyu soruyorum…
Bu gün Ermeni soykırımı,arkasından Süryani soykırımı sonra Pontus soykırımı söyleniyor. Hiç kimsenin aklına geliyor mu Müslüman soykırımından bahsetmek…Şehirlerde darağaçları yetişmemiş ağaçlarda asmışlar.
xxx
Hırsız diyor ki o çaldı ben aldım. Parayı nasıl kazanıyorsa öyle harcıyor. “gavur gibi kazanırsan gavur gibi harcarsın.” Biz yaşadığımız hayatta “Allah affetsin yapabildiğimiz en iyi şey bu derken, öbürü buna İslami kılıf arıyor. Şer i mi kazanıyorsun ki Şer’i harcayacaksın?
Birisi Ashab’a ‘Size Helaya nasıl gidileceğini o mu söylüyor’ deyince ‘Evet diyor. Böyle bir hayata tüm yaşamına karışan bir sistem var.
1942 den sonra Türkiye’de yaşayan insanları felsefe konusunda haklı bulmuyorum. Necip Fazıl Kısakürek, felsefe konusunda, akıl konusunda evrensel değerlendirmeler yaptı. Son ikiyüz yılda gelen tek mütefekkir onu tanıyorum.
Elmalı, aklı anlatmış ama şimdi gülünç geliyor. O insan mazurdu. Ama şimdikiler öyle değil. 1942 den sonra hiç de mazur sayılmazlar.
Din bir tekliftir. İster kabul et ister etme. ‘Lailahe illallah’ dediğin zaman sen nun belirttiği dairenin içine giriyorsun. O akıl değil akl-ı selimdir. Ona göre konuşmak lazım. Kant’ın aklı değil Rasyosu var. Bu kelimeler tercüme edilmemeli olduğu gibi alınmalı. Akıl değil aklı selim. Rasyo; gerçeğin kendisinden ürettiği bir şey. Descartes tanrının varlığını ısbat ederken yine akıl ile üretiyor. O kuşağın en büyük hatası bu kavramları tercüme etmesi. Olduğu gibi almaları gerekirdi. Rasyoya akıl denmez bu neye benziyor. Kilise yıkıntısı ile cami yapmaya benziyor. Batı termolojisini alıp islama koyuyorsun. Batı felsefesinde iniş çıkışlar var. Sen onuda yakalayamıyorsun. 1761 de anti rasyonel akım var. Jan Jak Russo var. Televole ramazan iftar programlarında İslam, akıl dini dersen 18. yy da yaşayan gericisin.
Bu gün ilahiyat fakülteleri çağ dışı. –Çağ batı anlamında- bu gün batılı bir entelektüel bize güler. Bunların anlattığı 18. yy da olan batılı anlamda akıl. Onların şu anki geldiği noktada 200 yıl geriler.
O zaman Necip Fazıl Kısakürek’i sırtlarındaki yobazlık yükünü hafiflettiği için sevdiler. Ama o bize ‘Elhamdülillah yobazım’ dedirtti.
Nurettin Topcu bu ülkede felsefe konusunda çok ileri idi. Ama sıranın başındadır. Sıra; askeri bölükte manga düzülürken en uzununu nasıl en önde ise buda öyle ama o sıranın içinde. Necip Fazıl ise o sıranın dışındadır.
O sırayı yakalamak için hem felsefeyi hemde Allah ve Resül’ünün nuruna yapışmak ve Müslüman olmak gerekirdi. Bu çirkefin-felsefenin- içinden çıkmak o kadar kolay değil.
Necip Fazıl’ın her şeyi tartışılır. Ama şairliği tartışılmaz. Nazım ise ideolojik vasfı ile şişiriliyor. Farkı bu.
Bir çocuğun eline tabancayı verirsin. Orasını burasını kurcalarken ateş alır. Birisini öldürünce tehlikeli olduğunu bilir. Ama deha eline alır almaz tetiğin ne işe yaradığını hemen kavrar. Necip Fazıl ve diğerlerinin farkı bu kadar.
Necip Fazıl’ın en önemli özelliği halkı parantez içine alması. Halk nedir? Dersen işin içinden çıkamazsın.
Hasılı şu bayram gününde Allah hepimizi ıslah etsin. İslam alemi kan kaybediyor. Şu bayram gününde Müslüman olduğu için öldürülen kanı akan insanlar var.
a.b 24/10/2006