Osmanlı devleti tüm kurumları ile gerilerken eksik hissettiği hukukunda arayışlar içine girmiştir. Eksikliği kendilerinde aramayan bu insanlar batıya yönelerek oradan direk tercüme yolu ile ve ya biraz ılımlı hali ile değiştirerek bir Anayasa ve medeni kanun yapma girişimlerinde ve düşüncelerinde olmuşlardır.
Osmanlının hukuk sistemindeki eksiklikleri İslam’a bağlayıp batıdan almayı düşünenler ile “ bizde de var” düşüncesi ile İslam hukuku ile örtüşen bir medeni kanun yapma girişimi sonucu Mecelle doğmuştur.
Mecelle; batılı anlayış ile İslami düşünceden mahrum, İslamcı kesimin! ortak noktası olmuştur. Hem İslam’ı hem batıyı incitmeyen bu kanun 1926 yılında yerini yeni medeni kanuna bırakmıştır. Oluşumu ile ölü batılı bir sistem üzerine kurulan, maddelerinin bir çoğu İslam’ın özü ile örtüşen ama İslam ile bütünleşmeyen Mecelle özden mahrumdur.
Necip Fazıl Kısakürek’in “Son 300 yılını beğenmeyen İslam ı cebinde kaybetmiş Marka Müslümanları” dediği çilesini içinde yaşan bir insan olarak dile getirişi aslında hukuk oluşumlarının bir özetidir. Mecelle olmasa 1926 medeni kanunu ve ondan sonraki kanunlar olmazdı.
İslam dünyası fıkhın içinde boğulurken “Ezmanın tegayyürüne” göre kendilerini belirleyemeyen belirleyemedikçe sucu dine atan, dine attıkça İslam ı inciten bu oluşumların tüm İslam dünyasında çilesini çekerek kendini ortaya koyabilecek bir hukuk sistemi oluşturmaları gerekirdi.
“Bizde de var” mantığı ile yola çıkarsan avami mantık ile ya davulcuya varırsın ya zurnacıya. 1876 da ki ilk anayasamız Kanun u esasi zamanında referandum yapılsa idi evet derdim. Onun eksikliği ortaya çıkınca 1921 anayasasına da evet. 1960 a da evet derdik Ve o zaman 1982 anayasasına evet derken şimdi onun yanlışı için yapılan düzeltmeye de evet demekten başka çare kalmıyor. Bir sonraki zaman da bu anayasaya evet dediğimiz halde yenisi için de evet diyeceğimize göre evet mi desek, hayır mı desek? “Ali Haydar mecelle şerhinde Ezmanın tegayyürü ile ilgili değişimi şerh ederken değişimi kabul ederken “Ahkamı kulliyenin baki kalmasını” söylerken dünya durdukça değişmeyen kuralların var olduğunu belirtmiştir.
Bu süreç bir yanlışın ürünüdür. Mağlubiyetin kabulüdür. Bir 100 yıl içinde de bu yanlışın düzeleceğine ait bir ümitte yoktur.Bu yanlışı doğru olarak kabul edersen daha çok referandumlarla düzeltmeye çalışırsın. Düzelttiğini sandığın an yanlışın farkına varırsın ama artık çok geç olacaktır. Düzeltmeyi bir sonraki kuşağa miras bırakmaktan başka çaren yoktur.Sonraki kuşağın genlerine yanlış yaşamayı yerleştirerek.
Ya yolumuzu bulsak, ya da yoldan çekilsek. Kim nereye gidecekse gitsin.
11 Eylül 2010
Ahmet KOCAİMAMOĞLU