SU
Hz. Hacer ve oğlu Hz. İsmail, Mekke’de susuz kalınca bir o tepe(Safa), bir bu tepe (Merve) gidip gelmekte. Çocuk susuz, çocuk çaresiz. Anne çaresiz. Git ve gel… Dualar suuu diye çınlamakta. Kuruyan ağız. Ana yüreği tam yedi kere koşmuş, su diye ve nihayet Allah’ ın emri ile akan, çıkan su.
Çöllere düşen insanların, ‘Bir yudum su’ diye yakarışları tarihin derinliklerinde çınlar hala. Kuşatılan kalelerden çıkmazlardı insanlar suları kesilmese….
Denizlerde dolaşan insanlar o kadar suyun içinde tatlı su için, ‘Su’ diye yakarışları da okyanuslarda dalgalanır .
Fuzuli’ye Su Kasidesini yazdıranda belki susuzluğudur.
"Saçma ey göz eşkden gönlümdeki odlara su
Kim bu denlü dutuşan odlara kılmaz çâre su”
“Bîm-i dûzah nâr-ı gam salmış dil-i sûzânuma
Var ümîdüm ebr-i ihsânun sepe ol nâra su “
Hz Hüseyin in “Su’ diye inleyen kendisininde susuz kaldığı Kerbela’da yakınları için Fırat a atı ile dalıp bir kırbaç su doldurup kendisi içmeden getirdiği su.
Yaşlıların, susuzların içilen bir bardak su için, “ Su gibi aziz ol dediği,’su.
Su, su , su .. su için ölenler, susuz ölenler, suya hasret gidenler. Yanı başındaki suyu içemeyen insanlar. Hani masallarda bile suyun başını tutan devler vardı ya onlar hep gerçek yaşamda var olan tiplerdir. En üstten bakarsan egemen emperyalıst devletler, alttan bakarsan ya komşun ya da kendimizdir; suyu tutanlar.
Ama insan gücünü su ile kullanmamalı. Bırakın aksın sular. Yeşersin yer yüzü.
Fazla söze ne gerek, işte…
Necip Fazıl Kısakürek’e yansıyan su:
“
Bir hamam ki, arınma gayesinden şaheser;
Arınmışları yeri, Cennette nurlu kevser.
Kainatta ne varsa suda yaşadı önce;
Üstümüzden su geçer doğunca ve ölünce.
İnsanlar habersizken yolların verasından,
Gökle toprak arası su şaşmaz mecrasından.
Su kesiksiz hareket, zikir, ahenk, şırıltı;
Akmayan kokar diye esrarlı bir mırıltı.
Su bir şekil üstü ruh, kalıplarda gizlenen;
Yerde kire battı mı, bulutta temizlenen...
Bu dünya insanlığa manevi hamam olsa;
Her rengiyle insanlık tek renkte tamam olsa...
Su duadır, yakarış, ayna, berraklık, saffet;
Onu madeni gökte altınlar gibi sarfet!"
06/07/2005 Ahmet Kocaoğlu