Halk Şairi Seyrani … Yoksa bizmi ona bu söylemi yakıştırdık.
Bu ülkede bir çok halk şairi geldi ve geçti. Bu halk şairlerinin yaşamı ve edebi konumu yalın söylem olarak dile getirilir ve geçiştirilir. Eğer aşk ile ilgili bir aşıksa gençlerin ilgisini çok çeker. Ama etrafına başkaldırırsa düşmanı çoğalır. Artık onu ademe mahkum edebilirler.
Karacaoğlan aşka ve gençlere hitap ederken Dadaloğlu Osmanlı’nın iskan politikası ile ilgilenir. Yalın söylemi ile şiir yazdığında pek ilgi alamayacağını bildiği için şiirlerini saz ile süslemişlerdir. Bu şair ve aşıkların çoğunun okuma yazması yoktur. Ama duygular eğitim ile törpülenirken onların iç dünyasını yansıtmada engel olmaz.
200 yıl önce Develi de doğup mahalle imamı diye maruf fakir o günkü şartlarda mahalle yardımı ile geçinen bir imamın oğlu olarak dünyaya gelen Seyrani, babasının imam olmasından dolayı babasından eğitim almadığı söylenemez. Buradaki medresede eğitimini yarım koyduğu söylenir. Acaba eğitim verenlerin eğitime ihtiyacı mı vardı ki Seyrani eğitimini yarım bıraktı?
Mahalleli Seyrani’yi evlendirmiş. Hala günümüzde bile başına kakarlar. Biz everdik diye. Yardımı ve bağışı açıklama istidadındadırlar.
İstanbul a giden Seyrani eğitimine orda devam etmiştir. Şairliği ve aşıklığını kimseye duyuramadığından o günün şartlarındaki tüm yarışmalara girer. Muammaları çözerek kendisini ıspat eder. Burada güçlü insanların korumasındakiler uğraşmadan şair olurken Anadolu dan gelen birinin bu mütegallibelerin içine girmesi çok zordur. Hangi türde olsa bile aralarına giremez. İster dini ister la dini olsun yer bulamaz.
Hayat onun için hep zordur. 8 sene askerlik yapar. Vakayi hayriye dedikleri hayırlı iş Seyrani için hayırsız olup onu da bu yıllarda askerliğinin 8-9 yıl sürmesine neden olur. Develi li hemşehrileri onu desteklese de padişahın yanlış işlerini eleştirmesi ile İstanbul’dan eziyet göreceğini anlayınca kaçırılır yada kaçar
Osmanlı nın tüm çöküşüne şahit olunca o da kendince şiirler söyler. Eleştirilerini o zaman sistematik olarak eleştirirek günümüze örnek teşkil etmektedir. Onun için herkesin hem fikir olduğu yaşadığı dönemin ekonomik zorlukları ve halkın zor durumların ortaya koyarken kendini düşünmeyip halkın faydasına çalışmıştır. Aslında o da sırtına bastırıp yücelttiği insanların azizliğine de uğramıştır. Vefasızlığı her dönemde en belirgin tatmıştır.
Genelde muhatabı ve ensrümanları insandır. Çünkü o insan ile ilgilenmektedir. Zorbaların ve güçlülerin karşısında halkı savunmaktadır.
Kendine gel be hay adem-i gafil
Her güle el sunma sunalar gibi
Amelin rasıktır temelin çürük
Güvenme Şeddad'a binalar gibi
İncitme nazlmı sen olma çılgın
Mevtinden alırlar ıskatın salgın
Ananım adıyla verirler talkın
Olmazsan veled·i zintHar gibi (94)
Beş vaktini kıl da gözet Sübhan'ı
Cehennem narından kurtar bu canı
Yanaşma şeytana aldatır seni
Şeytanın konduğu daldan ırak ol
Bir çok insan Seyrani’yi kendi halk olmasına rağmen ciddiye almamış basıt bir halk şairi sanmışlardır. Araştırdıkça onun derununa ermişler Develililerde Seyrani’nin sanki aşırı eleştirilerinden rahatsız olmuş gibi onu unutturmak istemişlerdir.
Seyrani’nin Tanzimat fermanı çıktığında ona karşı duruşu eğer söylediği bir iki dize olmasa haberimiz dahi olmayacaktı. Bedelini fakirlik ile ödeyen Seyrani bu karşı çıkışını halk için yaparken en büyük zülmü yine halktan savunduğu insanlardan görecektir.
Develi’ye döndüğünde fakrü zaruret üzre yaşarken gittiği yerlerde mütegallibelerin öğüdü ile taşlatılmıştır.
Saraya eleştirilerinde ki
“Bir iki iki delik (1255-1200)sıfırlar beştir
Sultan Mecit oldu melik
Kimsede yok bir metelik
Gereğinde harcar ola
Saraya davet edilince “Padişah,
- Siz böyle dert yerim diye söylemişsiniz doğru mu, der.
Hayatında asla yalan söylemeyen Seyranî,
- Evet efendimiz ben hayatımda hep dert, gam yedim, dedikten sonra,
Hep erenler bir araya geldiler
Herkes yediğini burda dediler
Bulamacı bulamayan gidiler
Sabah kahvaltısı bal padişahım”
Sarayı eleştirisi sonucu İstanbul’dan kaçmak zorunda kalmıştır.
“Bir seher vaktinde yol aldı kervan
Devletlûm buyurmuş katlime ferman
Eceli peşime taktı her zaman
Çıkmayan bir candan bezer ağlarım
Aşkın sermayesi kara bağlattı
Bazen düşündürdü bazen ağlattı
Kader Seyrani`yi Halep’e attı
Gülmeyen bahtımla gezer ağlarım.”
Aslında şiirlerini bir çoğumuz biliriz. Burada şiir den çok duruşu önemlidir. Devlete eleştirisi ordaki nimetin kesilmesidir. Halk için hak için yaptığı bu eleştirileri halk tarafından kabül görmez. Spartaküs halk için savaşırken yine halkın ihaneti ile yenilmiştir.
Nazım Hikmet in Şeyh Bedrettin destanı yazdığında Seyrani’yi bir iki kere okusa Marks’tan önce sosyalızmin söylemlerine ulaşırdı. Gözü ne Bedretttin ne de Marks’ı görürdü. Böyle derin görüşü olan bu insan o kadar eleştirilerine karşılık öyle bir rikat öyle bir inceliği vardır ki söylediği şiirler tasavvufta en derin duygular içerir. Bir yanda eleştiri diğer tarafta Allah a ulaşma. Çinuçen Tanrıkorur bestesi ile “Ne hikmettir şu dünyaya, gelen ağlar giden ağlar’ ı bir türlü Türk edebiyatının özeti ve geldiği doruğudur.
Bir yazarı takdim ederken, babası rus komutan, dedesi hakim, halası düşeş, kısaca mütegallibe …. Oğullarından diye takdim edildiğinde o insan meşhurdur. Ne yazsa na söylense okunur. Ama halktan birinin kendini ıspatı çok zordur. Kimse ona bu yüceliği yakıştıramaz. Bir çok halk yazarı, şairi ölümünden sonra tanınmıştır.
Aradan yıllar geçtiği halde hala Seyrani anlaşılamamıştır. Geldiği Develi’de Nefi, Baki, Fuzuli, Yahya Kemal den daha derin eğitimi var iken eğitimini yardım bıraktı diye takdim edilir, okulunu yarım bırakan bir çok şaire bu yarım bırakışı haklı görürlür de Seyrani’yi eleştirmekten geri kalmazlar.
Sol arıyorsan işte sol. Halkın isteklerini dile getiren işte o. Aynı zamanda hassas bir inanış vardır.
Seyrani’ bilinenlerin aksine derin bir bilgi sahibi, divan edebiyatından sonraki nice Tevfik Fikretleri Abdülhak Hamitleri, Namık Kemal leri geçmiştir. Ona bu mahareti Develi tabiri ile mahal görmeyenler kendilerini ön plana çıkarmışlardır.
Bu yazının yazılış nedeni benim gibi bir çok insanda Seyrani’yi adam yerine koyamayışın bir tezahürüdür. Yıllarca Çinuçen Tanrıkorur bestesi olan Gelen ağları dinlerken orda geçen Seyrani’yi her hangi bir kelime gibi düşünüp Seyrani’ye yakıştıramamdandır. Onun şiirinin bestesi olduğunda gördüğüm manzara karşısındaki dehşete düşüşüm beni etkiledi. Ne Şeyh Bedrettinler, ne Markslar buna denk olabilirdi. Solun ezilen hor görülen insanın tezahürünü buldum Seyrani’de. Mübalağa gibi olsa da Yunus gibi gönül ehli olduğunu anladığımda ortaya çıkan manzara beni çok memnun etti.
İnancını para ve güç ile tamamlayamazsan, geçimini sağlayamazsan işin zorlanır. Fakirlik sofuluğu bozar, atasözü ile fakir olan insanı öldüğünde ‘Öldü de kurtulduk şundan’diyerek unuturlar.
Eğer saraya nimete yakın olsaydı şimdi herkes tarafından anılırdı. Ne yazık ki sol bile bu söylemleri Seyrani’ ye yakıştıramamaktadır.
Bu güzel insanı böyle tanımama neden olan bestekarı Çinuçen Tanrıkorur ve Seyrani’yi saygı ile anarım. Onu bu yönleri ile araştıran bir çok yazar bulunmaktadır. Bu sevindirici ama geç kalmış bir harekettir. Bütün Seyrani araştırıcılarına teşekkürü bir borç bilirim.06/06/2011
ahmet kocaoğlu