Savaslar, yüzyılların savaşı, iki tarafın haklı olduğunu iddia ettiği bir savaş. Çoğu zaman güçlünün sürdürdüğü savaş...
Güçsüz, her zaman korkulu rüyası olmuştur o insanları. Güçlünün mağlup ettiğini sandığı…. Ya çoğunun zafer sarhoşluğu ile rehavete kapıldığı “Ne oluyor?” demesine fırsat kalmadan Viyana kapılarından sürülür, ya da ben güçlüyüm deyip saldırdığı insanların “Bu da nerden çıktı?” dedirtecek şanlı bir direnişiyle karşılaşır.
‘Korku dağları bekler.’ Her zaman mağlup olan, ezilen o insanlar zaferi göremese de karşısındakine zaferi tattırmaz. Yetmez mi bu?
Senin mağlup sandığın boyun eğerse kurtulur. Ama asıl o zaman mağlup olur. Ya boyun eğmezse?…
İşte o zaman kıyamete kadar karşısındakinin korkulu rüyası olur. O korku ki onları tedirgin edip devamlı kin, kan ve vahşete bulaştırır. Bir ağaç gürültüsünden korkar. Gök gürültüsünü bomba zanneder. En ufak alışılmış bir hareket onları panikletir. Galip gelmişlerdir ama yaşamlarında böyle bir mağlubiyet vardır onların.
Yüzyılların birikimi ile ihanet eden, bu insanlar, bu ihanetinin dışa vurumu olan savaşla karşı karşıya kalır. Haklı sandıkları davalarında bir kez daha ihanetle karşılaşırken tarih içinde çabaladıkça çamura gömülür. Her hareketleri ihanetle sonuçlanır. Ne kendi ideolojilerinin ne de 2. bir dünyanın hesabını veremezler. Veremedikleri için çabaladıkça batarlar. Masum rolüne girer, kimi zaman suçsuz görünür, kimi zaman insanların içine fesatlık tohumu atar. Kendinde alenî vuracak gücü bulamadığı için hep içten vurmuştur. Fesat tohumları ile yeşeren bu insanlar kendilerini güçlü hissettiklerinde ve destekçilerinin çoğaldığı bir anda karşısındakine vurmaktan hiç çekinmez. Kendine göre bir sürü kanıt bulur. İşin tuhafı bu kanıtlara da bir çoğu inanır ya da inanıyor görünür.
5000 yıllık birikimin bir tezahürü olarak ortaya çıkan bu ivme- Karadeniz’e kadar ulaşsalar da- ne dün, ne bugün, ne de yarın huzur bulamayacaklardır. Bu huzursuzluğunun kaynağı bizzat kendileridir. Kendi kendilerini huzursuz edip suçu karşıya atmakta mahirdirler. İhanet üstüne kurulu gelecekler bir kurt gibi içten içe onları yiyip hastalayacaklar ve onlar hastalandıkça da karşısındakine bu hastalığı veya kokusunu bulaştıracaklardır.
Milletlerin geleceği ve huzuru doğru duruşu olan insanlara aittir.