Senaryoyu yazanlar derin düşüncelerle hareket ettiğinden bir iki yıllık değil bekli de bin yıllık bir dünyayı dizayn ediyorlardı. 11 Eylül saldırı planı işte bu olaylar için oluşturulmuş bir çabadır.
11 Eylül bahane edilerek işgal edilen Irak, İslam coğrafyasının yeniden şekilleneceğinin bir göstergesi oldu. Değişik bahanelerle Saddam’ı yargılayanlar onu öldürürken işbirlikçileri de sonlarının öyle olacağını düşünmek bile istemediler.. Binlerce Müslüman’ın kanının üzerinde oluşturulan bu yapıda bir çoğumuz alıştığımız için önemsemedik.. Artık ölümler sıradan bir olay haline geldi.
İş Irak ile bitecek sanıldı. Asıl yanılgı bu olduğu bugün olan olaylarla ortadadır. Okyanus ötesinden geleceksin ve bir diktatör için Irak’ı işgal edeceksin. İşin özünde bu Saddam olmuş olsaydı bir yönü ile onu öldürtüp ortadan kaldırırlardı..
Irak işgali 1.ve 2. dünya savaşlarından daha şiddetli bir savaşın olduğunu gösterirken çevresine şiddetini pek yansıtmamaktadır. Eskiden 100 kişinin öldüğü bir savaş en az bir hafta bazen bir ay sürerken şimdi bir iki dakikada bitmektedir. Bu hız buradaki savaşların boyutu hakkında kayıtsız kalmamızın bir nedenidir.
Irak’ı işgal eden güçlerin bu coğrafyayı biçimlendirme çabası ancak Kaddafi’nin düşmesi ile anlaşılmıştır. Ülkenin yazarları hangi açıdan baksa bu oluşuma bir anlam veremediklerinden yuvarlanarak yuvarlak sözlerle günü geçiştirdikleri yazılanlardan bellidir. Düşmanın kim olduğunu bildiklerinden tepkisel bir oluşumda olmamak için gizli bir kaçış içindedirler.
Irak işi bitince Afganistan’a oradan da yeni düzenlemeler için tüm İslam coğrafyasının biçimlenmesini istedikleri ortaya çıkmıştır.. Wikileaks belgelerini bilerek sızdıranlar 11 Eylül ü nasıl gizledilerse bu olayı da gizleyerek ilk ateşi tutuşturmuşlardır. Olaylar sonuçlandıkça yapılan ilk eylemlerin amaçları da ortaya çıkmaya başlamıştır.Tunus’a yönlendiklerinde halkı sürükleyerek halkların yaptığı sanısı verilerek yollarına devam ederken 15 yıl önce yine kendilerinin yaptırdıkları ölüm ve kıyımları Cezayir ve Tunus’ta unutmuşlardır. Artık yeni bir senaryo vardır ortada.
Bahanelerde kimi halkına uzak, kimi fakir kimi yoksul. Bunlar için devrilen ülkelere Libya eklenince yoksulluk göz ardı edilmiştir. Halkı ve devleti zengin olan bu ülkede bu sefer bahane biçimseldir.
1. dünya savaşından sonra taşoran devletler istendiği anda işlerine son verilerek yeni taşoranlar oluşturulurken birgün onlar gibi olunabileceği akılların ucuna bile gelmemektedir.
Bütün bu İslam devletleri 100 yıllık iktidarlarında oluşumlarını yapamadıklarından kendi medeniyetlerini oluşturamadıkları ortaya çıkmıştır. Giyimden yemeğe, bankasından hukukuna ne varsa batılı kavramlarla oluşturduklarından o kavramlarda bu devletleri böyle değiştirmiştir.
İran devrimi ile o ülkede kurumların bir çoğu kapitalist ve batı kaynaklı kurumlardır. Bir iki hukuk ve oluşumu İslam diyerek ortaya koyduklarından çilesi çekilmemiş bir medeniyetin geleceği noktada buralardır.
Yüzyıllardır kendi medeniyetlerini sömürü kan ve gözyaşı üzerine kuran batı, haklı olarak kendini güçlendirirken bu tarafta o tarafa yaklaştıkça yok olmaktadırlar.
Bütün kurumları ile kendine özgü bir oluşum oluşturamayan devletler yok olurken yeni oluşan bu dünyada yer bulabilmek için “niçin yaşadıklarını ve ürediklerini izah edemeyen milletlere, yarın, üstünde süründükleri stepleri sulamak vazifesini verecektir”. 24 Ağustos 2011 Ahmet KOCAOĞLU