GULAM AHMET TEN MUSTAFA İSLAMOĞLU’NA
İslam coğrafyasında batının mağlup etme çalışmalarından biriside İslam ı içten değiştirmektir. Farkına varmadan yapılan bu hareketlerin en bilineni ve aşıkarı Hindistan’da yaşamış Gulam Ahmet’tir. (1839 – 1908)
Batının istediği tek şey ‘Kafirlere karşı cihat’ inancının törpülenmesi, değiştirilmesidir. “En büyük cihat nefs ile yapılan cihat’tır” da bu herkes tarafından bilindiğinden artık başka mecralarda başka türlü mücadele ve değiştirme pasivize etme çabaları yer almaktadır.
Mirza Gulam Ahmet te bilinen şey fakir olan bu adamın desteklenerek Hindistanda çiftlik sahibi olmasıdır. Gulam Ahmet bu işi üstlenirken onun ölümü ile batıda buna benzer hareketler göze çarpar. Ama bu sefer Hindistan’da yapılan hataları yapmadan belli etmeden işlerine devam ederler.
Bunlarla en iyi savaşı veren Abdülhamit’tir. Cemalettin Afganiyi anlayan ve kovan onu destekleyen bazı insanları hapse attıran ama buna rağmen hareketlerine devam eden bu insanlar 19. yy da islamı lime lime etmişlerdir. Ahmet Davutoğlu’ nun din tahripçileri, Necip Fazıl’ın Arınma çağında doğru yolun sapık kolları adlı eserleri ile adete tek başlarına mücadele etmişlerdir.
Kısaca birçok konuda eksik ve yanlışı olan Gulam Ahmet’in En büyük cihat nefs ile cihattır. Demesi cihat ayetlerini dünyevileştirmesi ile batıya karşı inanç olarak savaşın yok edilmesine neden olmuştur. Ve bu adamlarda devlet fikri yoktur. Çok azında bulunan bu devlet fikrini söyleyenlerde kabül görmemiş, gördürülmemiştir. Şehit olan Seyyid Kutup’ ta bile devlet düşüncesi bulamazsınız. Hindli bir yazarın emr-i bil-ma'ruf, nehy-i ani'l-münker adlı kabında devlet olmadan emri bil maruf yapılmayacağı bizzat emir ül mü’minin tarafından başlatılması gerektiği belirtilir.
Ülemadan bir çoğu eskiden devlet olmadan İslamın yaşanmayacağı inancı ön plana çıkarken böyle düşüncede olanlara karşı sanki unutulmuş, reform yapma gibi devletsiz İslam’ın olacağına dair bir çok adam ortaya çıkmıştır. Bu coğrafyada bunlar “Ver dinini al dünyanı” tutumu seküler yapı ile dünyevi nimetlere inançlarını değiştirirken bazıları da buyrulmadan bu işi yapmışlar. Güya bu düşünceleri geliştirmek bir zaruretmiş gibi kendilerini görevli sanmışlardır. Hareket ne olursa olsun sonuç İslam’ ın Protestan vari bir tarza dönüstürmek istemeleridir.
Necip Fazıl Kısakürek’in Merdudi dediği Cemalittin Afgani, Muhammed Abduh gibi adamlara karşı “ Doğru yolun sapık kollarını” yazdıktan sonra 35 yıldır meydanı boş bulan insanlar ortada at koştururken kimse, Ne geziyorsun? dememekte veya dese de içinden kızmaktadır. Onların karşısında dur diyecek insanlar olmakla birlikte bu sefer asıl sahipler sessiz kalmaktadır.
Böyle bir zamanda hareketin kaynağını Mısırlı Muhammed Esed ve bizim ülkemizde ondan sonra onu takip eden Mustafa İslamoğlunun yazdığı meali ilmi şekilde inceleyip yanlışlarını ortaya koyan Mehmet Emin Akın sözünü ve emeğini esirgememiştir.
Değişik yerlerde birbirlerimizi tanımadan aynı düşünceleri paylaştığımız bu insanın eseri 35 yıllık bir başıbozukluğun düzene girmesi demektir.
Mehmet Emin Akın ın kaleme aldığı 700 sayfalık “Tevil in Tahrife Dönüşmesi Muhammed Esed ve Mustafa islamoğlu örneği adlı kitabın ön sözünde dediği gibi “Bu gün kuran tefsiri ve tefsir tarihindeki sahih anlayışı dahi yerden yere vurmak maksadıyla alaycı eleştirel tavır kullanan dil ve hitap tarzı ile gerçek yüzünü yapmacık tevazuu n ardına gizliyor” age sayfa 9 dediği ve özellikle belirttiği yapmacık tevazuu ile bizleri tavladığı ortaya çıkmaktadır.
Önsözündeki asıl can alıcı nokta ise sayfa 10 daki “ ABD, dış ilişkiler, CİA ve İsrail e yakın teşkilatlar Kur an ı mecazi yorumlanmasını ve bu işlerle protestanvari bir anlayışla pragmatik bir din oluşturma çabaları merkezinde Kur an ve risaletin saptırılması ve İslam vahyini katletme ve boğma gayreti durmaktadır” demesi bizlerin düşüncelerine tercüman olmaktadır.
Bu süreç Türkiye de Ömer Rıza Doğrul, Y.N: Öztürk ve İslamoğlu ile devam ediyor.
Son sözünde de kısaca “Bu ümmetin alimleri İslamoğlu’nun siyaset, riya korku, çıkar ve hubbunnefs, gurur ve gıybet kokan bu ibarelerini duymuş olsalardı bunda nasihat adına nasıl bir ta’yir koktuğunu bilemeyeceklermiydi? İslamoğlu kendini aldattığı yetmiyormuş gibi ümmetide aldatmaya kalkışıyor.” Diyre durumu özetliyor.
Bizde burada bu düşünceleri kitaplaştıran Mehmet Emin Akın a emek verip hazırladığı 700 sayfalık kitabını tebrik ederken sadece bu İslamoğlu ile kalmamasını dileriz. Türki cumhuriyetlerde devrim olmadan yumuşak bir şekilde Latin alfabelerine geçilmesi, devletsiz İslamın yaşandığının ısbatı, din işleri ile paranın kaynağının ayrı olması, paranın yeşili kırmızısı olmadığının belirtilmesi,helal haram kavramlarının dar bir alana hapsedilmesi ve Türkiye de dini inançlar çoğalırken Kuran ı İslam ı Sünnet i İcma ümmet i Kıyas ı unutturan hareketler her tarafı sarmış bulunmaktadır. Büyük Doğu nun Dört meşalesi “Kitap, sünnet, İcma ümmet ve kıyas ı fukaha” dır. Bu gün bunu söylemek bile çağ dışı olmuşken reform demeden dindarlığa soyunanlarda bulunmaktadır.
Bu açıklama, reddiye, ve yanlışların ilmi dökümü olarak yazılan kitabın sadece İslamoğlu ile sınırlı kalmaması ve sayfalar dolusu kitaplarla Müslümanlara İslam ı anlatırken edile i şer iyeyi unutturan oluşumlara da cevap verilmesi gerekmektedir.
Necip Fazıl ın örneklediği Elektrik nedir? sualine cevap veren er gibi “ ne olduğu ne ettiğinden bellidir” diye bizde o er gibi ülema olmadığımız ortada ama bize bu oluşumların ne ettiğinden yanlış olduğunu ortaya çıkartmaktan ve anlamaktan başka gayemiz yoktur. Bu gün İslam coğrafyasında sonuçlar ve gelinen noktaların neler olduğunu görmemiz yeterlidir.
Bu tür düşünceleri sezmek için ülema olmaya gerek yoktur. Basiretin olması yeterlidir. 13/01/2012 Ahmet KOCAOĞLU
Kitap ile ilgili ön bilgileri okumak isteyen http://www.mehmeteminakin.com/html/modules/Dosyalar/pdfdosya/d19.pdf bakabilir.