Kutular ... Bira kutuları... Milyarlarca millik yolların kenerında parlıyorlar. Fundalıkların, çayırların, çamurların, yaprakların kumların çirkeflerin içinde saklanmadan yatıyorlar. Piel, Rheingeld, Ballatine, Schaffer, Sclitzler Güneşte parlıyorlar veya ayın ışığı tarafından diğer varlıklardan seçilip ayrılıyorlar veya gece içinde farların şuaları gibi: Yağmurla yıkanmış, otomobil tekerlekleri ile yassılaştırılmış, fakat asla donuklaşmamış, gömülmemiş, yok olmamış. Vahşiliklerin işareti, savurganların vasiyeti, mutluluğun ayıbı buradadır.
Kimdir bu adamlar? Bizim yeşillikleri yol ve sokaklarımızın kenarlarını pisletenler, kimler havuzumuzu, göllerimizi kirletenler, kim susuzlukların boş kaplarıyla bizim okyanuslarımızın kumsallarının saffetini bozanlar? Kimdir bu adamlar ki, bu kutulardan yaparlar ve sonra “İç ve at” derler.? Bu ne biçim toplumdur ki milyonlarca ton madeni fırlatıp atmaya işe yaramaz hale getirmeye, verimli araziyi çöp yığınına çevirmeye ekonomik bakımdan dayanabilir?
Nedir bu kadınların ve erkeklerin tavrı? Sadece ufak amaçlarını gerçekleştirmek, bir yerden bir yere gidebilmek için iki yüz beygir gücünde taksilere ihtiyaç duyarlar. Yediklerinin ormanlardan kesilmiş ağaçlardan imal edilmiş kağıtlara sarılmasını ve sonrada bu paketleri fırlatıp atmayı, içtikleri sakızın kağıdını su kanallarına atabilme sürgünleri ve çayırları çekip koparabilme isteyen kimlerdir?
Bunlar ne biçim adamlar? Kasabaların ve şehirlerin caddelerini geceleri neon lambaları ile ve gündüzde trafik işaretleri ile, güzellikleri yok ederek çirkinleştirmek için bu kadar para sarf edenler, Kim arabalarını yığınlar içinde çürümeye bırakanlar? Kim çöplerini derelere dökenler ve şehirlerin fareleri için süprüntüden, tüten dağlar yapanlar? Nedir ırmaklarda, derelerde ve göllerde üretim artıkları ile hayatı durduran, suyu zehirleyen adamların tavrı?
Kim bu kadar zengin olabilir? Yavaş yavaş savurganlar bizi, bizim toprağımızı, doğamızı, güzelliklerimizi yoksullaştırıyorlar. Öyle ki artık insanların yıkıntılarından, tedbirsizlik ayıbından kurtulmuş bir kumsal, bir tepe, bir çimen, bir orman olmayacak.
Kendini beğenmişliğin saçma gereksinimlerini veya hırslarının zorlayıcı isteklerini tatmin için yeryüzünün ve suyun nimetlerini ebediyen israf edebilecek zenginliğe kim sahiptir ki veya anormal tutkuları için normal isteklerini feda edebilecek mutlu bir ülke var mıdır? Yeryüzünün ve yaşama vasıtalarını istismar ederek biz arzuyu öldürüyoruz. Fakat sonunda onlar bizden öcünü alacak,. Varlığını istismar ettiğimiz için geleceğimizi tehlikeye atıyoruz.
Ve öldüğümüz zaman arkamızda ne bırakacağız? Sanat eseri küpler mi? Batık hazineler mi? Yoksa arkamızdan latif deniz yosunları ile taçlanmış milyonlarca mil uzunluğunda kıyılar değilde, delinmiş dağlar, paslanmış çelik, plastik kalıplardan oluşmuş vadiler, kutular, şişeler ampuller mi bırakacağız? Halk bütün mirasını harcama pahasına refahını koruyabiliyor ve geçici mutluluklarını çöplerin üzerine inşa ediyor...
Man ALONE, Alienation in modern society, Newyork, 1975
Marya Mannes p. 166-167
Çeviri: Ali BİRADEROĞLU 1980